PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Sezen Aksu Ve Tarkan Türkücüdür



belfü
30-05-08, 12:17
Ahmet Baydaroğlu, Almanya’da yaşayan Türk Halk Müziği sanatçısı. Sert görünümlü ama konuşmaya başlayınca, sıcakkanlı ve espritüel birine dönüşüyor. Seyyah adlı yeni bir albümü yayınlanan Baydaroğlu ‘Mozart ya da Elvis’i anlamak için türkülerimizi iyi bilmek gerek’ diyor
Rock dinleriz klasik dinleriz türkülere döneriz


Yeni albümünüz Seyyah’tan söz edelim önce...

Elbette. Hayat bütün kültürlerde bir yolculuğa, seyahate benzetilir. Ben de bir hayat yolcusuyum. Fakat biz, hayat yolculuğunda sürekli türkülerle beraberiz.

Nasıl yani?

Yolda yürüyorsunuz. Bir bahçıvanın, bir duvar ustasının türkü söylediğini duyarsınız. Balon satan ihtiyar türkü söyler, vitrin düzenleyen esnaf türkü söyler. Öğretmen koridorda, imam avluda türkü mırıldanır. Türkiye’de hayat türkülerle akar. Türkülerden kaçamazsınız. Kelebek gibi gelip üstünüze konar.

Türkülerin sizce en önemli fonksiyonu ne?

Bin senedir aşkı da, kederi de, isyanı da türkülerle anlatmışız. Düğünlerde, şenliklerde, cenazelerde hep türküler söylemişiz. Bu topraklarda türkülerle sıvanmamış bir tek duvar yoktur. Bizim türküsünü söylemediğimiz bir tek tecrübemiz yoktur. Fukaralığın da, savaşın da, evlat sevgisinin de, kirazın da türküsü çınlıyor Anadolu’da.

ALBÜMDEN BEKLENTİM YOK

Öyleyse, ‘türkü eşittir hayat’ mı diyorsunuz?

Aslında, türküler bizi kardeş kılar. Diyelim sen bir mezarın başında ağıt yakıyorsun, ben seni tanımıyorum. O ağıt bana tesir eder, beni senin derdine ortak eder. Bütün sevinçlere, kederlere böyle türkülerle ortak oluruz. Türkü, hayat demektir ama esasen kardeşliğe dayalı bir hayattır.

Halk Müziği’ne nasıl başladığınız?

1979’da, imtihanı kazanıp TRT İstanbul Radyosu’na girdim. Türkülerin mutfağında piştik, laboratuarında çalıştık. Sonra Almanya’ya gittim. Yedi tane solo albüm yayınladım. Seyyah, sekizinci.

Albümünüzle ilgili beklentileriniz neler?

Hiç. Eskiden köy meclislerinde, kıraathanelerde, yaylalarda türküler çalınıp söylenirdi. Aşıklar atışırdı. Şimdi biz öyle yapamıyoruz. Onun yerine türkülerimizi stüdyoda okuyoruz. Türkülerin büyük bir kısmı zaten anonimdir. Sahibi Türk halkıdır. Yani para ve şöhret için türkü söylenmez.

Ne için söylenir peki?

Kuşlar niçin ötüyorsa, ağaçlar niçin yaprak döküyorsa onun için.

Korsan yayınlar hakkında ne düşünüyorsunuz?

Bir erik ağacı, birileri gelip koparır diye meyve vermezlik edebilir mi? Biz de bu türküleri söylemek zorundayız. Bir emanet gibi milletimize takdim etmemiz lazım. Bu işlerin maddi manevi külfeti oluyor, emek veriyorsunuz ama o yükü de sesimizi çıkarmadan çekiyoruz.

Türkü dışındaki müzik türleri ilginizi çekmiyor mu?

Elbette çekiyor. Mozart, Bach, Mahler dinleriz. Elvis, Nick Cave, Bob Dylan dinleriz. Dede Efendi, Itri, Münir Nurettin Bey dinleriz.

Fakat...

Türkülere geri döneriz.

Neden?

Çünkü türkülere kulak vermeden kimliğimizi, kişiliğimizi tesis edemeyiz. Operanın tadını alabilmem için, önce Karacaoğlan’ın sırlarını çözmem lazım.

Ne ilgisi var ki?

Karacaoğlan’ın gönül ilişkisinden anladığı şeyle sözgelimi Casanova’nın anladığı aynı şey değildir. Bu tür farklar, kültürümüzün bütün unsurlarına dağılır. Kendi yerimizi, kendi kimliğimizi bulamazsak, diğer kültürlerin, başkalarına ait sanat eserlerinin değerini tartamayız. Bize ‘Senin sözün ne, hünerini göster, bir de seni dinleyelim’ dediklerinde mahcup oluruz.

KAVGALARI SANAT ÇÖZER

Eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Var. Türküler, bizi barıştıracak. Türkülerimizi öğrenirsek, zihnimiz açılır, kalbimiz yumuşar. İnsanlığımızı besler türküler. ‘Sarı saçlarını deli gönlüme / Bağlamışsın çözülmüyor Mihriban’ türküsü, İslami duyarlığıyla tanınan Abdürrahim Karakoç beyefendinin şiiridir. Bu güzelim şiiri, bambaşka, hatta zıt diyebileceğimiz bir dünya görüşüne mensup olan sanatçı Musa Eroğlu bestelemiştir. Mesela, Mahsun Kırmızıgül gibi popüler bir arkadaşımız da söylemiştir. Biz bu kan dolaşımını fark etmek zorundayız.

Fark etmeyince ne kaybediyoruz?

Bu bilgi, bizi kardeş kılacak bilgidir. O zaman Alevi-Sünni, laik-şeriatçı çatışmaları da ortadan kalkar. Çatışmalar sadece siyasetle çözülmez. Türküler araya girmeden, sanatı işin içine katmadan bu kavgalar, küslükler bitmez.

Bağlama bahçemizde yetişiyor

Türkülerin canlanması için ne yapılmalı?

Mesela bağlama, çok üstün imkanları olan bir enstrüman. Bağlamaya alıcı gözüyle bakalım. Yeni nesil bağlama virtüözlerimiz olsun. Bağlama dümbelek gibi bir şey değil. Usta ellerde büyüleyici bir güç kazanır. Bağlamanın doğal enerjisinden vazgeçmeyelim. Gitarı da kullanalım, fakat bağlama bizim bahçemizde yetişiyor yani. Babamızın, dedemizin yadigarı.

Herkes türkü dinlerse, toplumsal barış sağlanır diyorsunuz...

Gençlik dergilerinde binlerce sayfa pop yazılıyor, o sanatçıların posterleri veriliyor da, türküleri genç kardeşlerimize sevdirmek için bir çaba harcanmıyor? Onu da mı ben yapacağım? Ben zaten konuşmayı öğrendiğim günden beri türkü söylüyorum be arkadaş?

Uzay çağında bu türkü macerası bizi sahiden güçlendirir mi?

Bence evet. Ben şahsen aya da gitsem, o ay yüzeyinde türkümü söyleyeceğim. Mars’ta da bir Bitlis türküsü, Venüs’te Van yöresinden bir türkü mırıldana-cağım. Türküler bize nefes aldırır. Havamız, suyumuzdur. Ruhumuzu besler. Eğer siz bir hapishanede doğmuşsanız, gençlik çağınızda hapisten kaçmayı arzu etmeyebilirsiniz. Orası size daha güvenli, daha eğlenceli, rahat gelir. Bence hiç vakit kaybetmeden tünel kazmaya başlamalıyız. Türkülere doğru ilerlemeliyiz.

Sezen Aksu ve Tarkan aslında türkücüdür

Türk pop müziği dinliyor musunuz?

Kimi mesela?

Ne bileyim, Sezen Aksu, Tarkan?

Onlar da bence türkücüdür. Sezen Aksu, Daimi’nin Bu da Gelir Bu da Geçer Ağlama türküsünü söyledi, Tarkan, Aşık Veysel’in Uzun İnce Bir Yoldayım türküsünü söyledi, değil mi?

Sezen Aksu türkücü mü yani?

Tamam, belki tam olarak öyle değil, fakat türkülerle irtibatı olan bir sanatçı. Orhan Gencebay, Erkin Koray, Özdemir Erdoğan, Barış Manço, Zeki Müren, Cem Karaca, Ahmet Kaya, Yaşar Kurt... Türkülerden feyz almayan müzisyenler, Türkiye’nin kalbine ulaşamaz bence.

Vay canına...

Öyle. Çünkü türküler halk şiirimizin ezgilerle bezenmiş halleridir. Son derece gelişkin, incelikli, sürprizlerle doludur. Genç kardeşlerimizin bu hazineyi benimsemelerini diliyorum.

Hazine derken, biraz abartıyor musunuz?

Hiç de bile. Bugün hepimiz Amerikan filmleri izliyoruz. Geçen gün televizyonda Zorro’yu izledim. Çok da güzeldi. At var, dilber var, kılıç var. Köroğlu’nu tanımadan Zorro’yu izlemek bizi sersemletir. Köroğlu’nda ‘şiddetin estetiği’ olağanüstü seviyededir. Mesela der ki: ‘Haber aldım ihvanından kulundan / Doyuk olduk akçasından pulundan / Hey ağalar akan kanın alından / Altımızda kırat kınalanmalı’

Çok ilginç...

Türküler kainattaki galaksiler gibi: Köroğlu Galaksisi, Dadaloğlu Galaksisi, Mahzuni Galaksisi... Keşfede keşfede bitiremezsiniz.

Ne gibi?

Türküler, bugün dinlediğimiz birçok şarkıdan çok daha artistik, cesur, isyan dolu ve hatta komik unsurlar taşıyor.

MURAT MENTEŞ


www.haber10.com